ALDATMA SONUCU BOŞANMA
Zina nedeni ile boşanma davası açabilmelerinin şartları vardır. Böyle bir davayı zina olayının öğrenilmesinden itibaren 6 ay içerisinde yada zina olayının gerçekleşmesinden itibaren 5 yıl içinde açılması gerekmektedir. Ayrıca karşı tarafı affetmeniz durumunda zina nedeni ile boşanma davası açamazsınız. Bu affetme sözlü olabileceği gibi gösterdiğiniz davranışlarla da olabilir. Aldatıldığınızı öğrenmenizden hemen sonra beraber balayı niteliğinde tatile gitmeniz yada “erkektir yapar, geleceği yer hep benim yanımdır” gibi söylem ve davranışlarda affetme manasına gelecektir.
Ayrıca zina olayının ispatlanması gerekmektedir.
Zina cinsel birliktelik gerektirdiğinden bu hususunun özellikle mahkeme huzurunda delillendirilmesi gerekmektedir. Bu deliller dijital kayıtlar olabileceği gibi, tanık ifadeleri, otel kayıtları gibi delillerde belli şartlarda mahkeme ce değerlendirilebilecektir. Her durum kendine özgü olduğundan kanıtlama hususunun her olaya göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir olayda sadece mesajlarda geçen cinsel birliktelik ifadeleri zina için yeterli görülmez iken diğer bir olayda geçerli görülebilir. Ayrıca hangi dijital kayıtların ve ne şekilde elde edilen kanıtların mahkemeye sunulacağı da ayrı bir önem arz etmektedir.
Bu hususun kanıtlanması şu açıdan önemlidir. Eğer boşanma davanız zina nedeni ile gerçekleşir ise mal rejiminin tasfiyesi davasında avantajlı bir durum elde edebilirsiniz. Kendi yaşam deneyimlerinizin değerlendirilmesi ve size özel hızlı çözümler için ofisimizi arayarak bilgi alabilirsiniz.
Genel manada gelen sorulardan biri eşin aldatılması sonrasında aldatan kişinin boşanma davası açabilip açamayacağı hususudur. Boşanma davası açan kişinin davasının kabul edilebilmesi için karşı tarafı ile eşit kusurlu olması yada daha az kusurlu olması gerekmektedir. Eşinizde sizi aldattı ise yada boşanmaya sebep olacak kusurlu hareketleri mevcut ise davayı açabilirsiniz. Örneğin size hakaret ediyorsa yada şiddet uyguluyorsa açtığınız dava kabul edilebilecektir. Konu ile ilgili detaylı bilgi almak için ofisimizi arayabilirsiniz.
Çok sorulan sorulardan biri de karşı taraf açsın ben açmayayım. Boşanma davasının kimin açtığı hususu toplumda önemsendiği kadar önem arzeden bir konu değildir. Eşinizden boşanmak istemediğinizde ancak önem arzetmektedir. Eğer boşanma istiyorsanız ve sizin kusurunuz daha az yada hiç kusurunuz yok ise karşı tarafın boşanma davası açmasını beklemeden derhal boşanma davanızı açabilirsiniz.
Genel manada zina nedeni ile tarafların boşanmalarına karar verilebilmesi ve bu hususun ispatı çok kolay bir husus değildir. Genel de mahkemeler tarafından böyle bir iddia karşısında evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeni ile tarafların boşanmalarına karar verilmektedir. Yani mahkemeye sunmuş olduğunuz delilleriniz zina olayını tam olarak ispatlamıyor ise ve evlilik birliğiniz temelinden sarsılmış ise mahkeme bu şekilde değerlendirme yaparak boşanmaya karar verebilmektedir. Tabi bunun için dava dilekçenizde muhakkak zina nedeni ile boşanma talep ediyorum, bu talebim kabul görmez ise evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeni ile boşanma talep ediyorum yazmanız gerekmektedir.
Zina nedeni ile boşanmaya karar verilebilmesi için cinsel birlikteliğin kanıtlanması gerekmektedir. Sadece mesajlaşma, telefonla görüşme, arabasına binme gibi hareketler zinanın kanıtı olamayacaklardır. Bu durumda eğer davacı dava dilekçesinde belirtmiş ise zina nedeni ile değil evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeni ile tarafların boşanmalarına karar verilebilir. Çünkü bu tür davranışlarda evlilik birliğinin temelinden sarsıcı davranışlardır.
Aldatma tek başına müşterek çocuğun görülmesini engelleyen bir durum değildir. Sadece aldattınız diye çocuk ile görüşmeniz kesinlikle yasaklanamaz. Bu husus ebeveynleri en çok endişelendiren husus olup, karşı taraf tarafından da sürekli bir intikam malzemesi olarak kullanılmaktadır. Müşterek çocuklar hiçbir zaman bir malzeme yada intikam aracı olarak kullanılmamalıdır. Mahkemeler tarafından da bu hususun önemsenmesi ve müşterek çocuğun yüksek menfaatinin gözetilmesi gerekmektedir.
Velayet hususu değerlendirilirken müşterek çocuğun üstün yararı dikkate alınır. Mahkeme değerlendirme yaparken aldatan eşin sadece eşini aldatmış olmasını göz önüne almayacaktır. Böyle durumlarda ebeveynler çocuklarından vazgeçmekte ve aldattığı için çocuğunu asla göremeyeceği, onunla hiçbir şekilde iletişime geçemeyeceği korkusu ile velayetlerini almamaktadırlar. Yada bu hususta karşı tarafın tüm dayatmalarını kabul etmektedirler. Sadece tek başına aldatmış olmak velayeti almayı engelleyen bir husus olmayacaktır.
Çoklu cinsel ilişki yada bu hususun meslek edinilmesi gibi hususlarda yine olay kendi içinde de değerlendirilerek velayet hususunda olumsuz bir karar çıkabilir. Ancak her olay kendine özgü olduğundan yine o olayın değerlendirilmesi yapılacaktır. Müşterek çocuğun menfaati her olayda ayrı ayrı değerlendirilir. Ancak tecrübelerimle şunu söyleyebilirim, boşanma aşamasında velayetin istenilmemesi daha sonra açılacak davalarda mahkeme huzurunda olumsuz bir durum olarak değerlendirilmektedir.
Yaşı küçük çocukların velayetinin anneye verilmesi hususu mahkemeler tarafından göz önüne alınmaktadır. Çocuğun yaşı itibari ile anneye bağlılığı ve ona ihtiyacı velayet hususunda karar verilirken dikkate alınan önemli kıstaslardandır. Annenin akıl sağlığı yerinde ise, çocuğun ahlaki gelişimini çok olumsuz etkileyecek bir yaşam tarzı yok ise (bu husus her olaya göre değerlendirilir, mahkemeler tek bir ilişki yada aldatma hususunu her zaman bu kategoride değerlendirmemektedir.) ve çocuğunu istiyor ise velayeti anneye vermektedirler. Bazı durumlarda kadın çocuğunu istemediğini dile getirmektedir, bu durumda mahkemenin uzmandan rapor alması ve anne üzerinde bir baskının olup olmadığını irdelemelidir. Kadınlar çoğu kez bu baskı ile de mahkeme de velayeti istemediklerini dile getirmektedirler.
Sonuç olarak eşimi aldattım ve çocuğumun velayetini alamam düşüncesi doğru bir düşünce değildir.