BİZDEN HABERLER

Anasayfa / Bizden Haberler / ALDATILAN EŞİN BOŞANMA DAVASI AÇMA HAKKI
ALDATILAN EŞİN BOŞANMA DAVASI AÇMA HAKKI
ALDATILAN EŞİN BOŞANMA DAVASI AÇMA HAKKI

ALDATILAN EŞİN BOŞANMA DAVASI AÇMA HAKKI

ÖZEL BOŞANMA SEBEPLERİNDEN ZİNA NEDİR?

Özel boşanma sebeplerinden başlıcası “Zina” dır. Medeni Kanun 161. Maddesiyle düzenlemektedir. “ Eşlerden birisi zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir “ hükmü gereğince zina karşısında diğer eşin haklı bir şekilde evlilik birliğini sonlandırabileceğini açıklamaktadır.

Günlük hayatta eşlerin birbirlerine sadakat yükümlülüklerinin ihlali ile zina birbirine karıştırılan iki ayrı durumdur. Sadakat yükümlülüğü geniş çapta ele alınabilecek bir durumdur.

 

SADAKATSİZLİK OLARAK NİTELENDİRİLEBİLECEK HER EYLEM ZİNA OLARAK ADLANDIRILAMAZ.

TANIM :

Eşler arasında sadakat yükümlülüğünün ihlali biçimlerinden biri olan zina, TMK'nın 161. maddesinde özel ve mutlak bir boşanma sebebi olarak düzenlenmiş olmakla birlikte, TMK'da zina ile ilgili olarak yapılmış bir tanım bulunmamaktadır.

Zina tanım olarak ; Zina, sözlükteki anlamıyla "aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişki" demektir ( Türk Dil Kurumu, Güncel Türkçe Sözlük ).

Öğretide benimsenen görüşe göre ise zina "eşlerden birinin evlilik birliği devam ederken, karşı cinsten biri ile isteyerek cinsel ilişkiye girmesi" şeklinde tanımlanmıştır ( Dede, İ.: Türk Boşanma Hukukuna Farklı Bir Yaklaşım: Zina ile Haysiyetsiz Hayat Sürme Arasındaki Keskin Sınır, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 23, Sayı: 3, Ocak 2017, s. 650 ). )YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME GENEL KURULU E. 2017/5 K. 2018/7 T. 6.7.2018)


SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ VE ZİNA KAVRAMLARI

Eşler evlilik birlikteliği içerisinde birbirlerine karşı sadakat yükümlülüğü altındadırlar. Eşlerin birbirlerine karşı olan sadakat yükümlülüğünün ihlali için her durumda zina fiilinin gerçekleşmesi gerekmez. Başka bir deyişle zinanın söz konusu olabilmesi için eşin üçüncü kişi ile cinsel ilişki yaşaması gerekirken, cinsel ilişki niteliği taşımayan diğer ilişki ve yakınlaşmalar ile de sadakat yükümlülüğünün ihlali mümkündür.

Eşlerin birbirleri ile aralarındaki duygusal bağı zedeleyecek eylemleri her ne kadar diğer taraf açısından sadakatsizlik veya aldatma olarak nitelendirilecek olsa da zina olarak ele alınamaz.

 

Bu nedenle açılacak boşanma davalarında, sadakat yükümlülüğünü ihlal eden eşten kusur durumuna göre TMK'nın 174. maddesi gereğince maddi ve manevi tazminat istenebileceği gibi, koşullarının oluşması durumunda TMK'nın 175. maddesi gereğince yoksulluk nafakası da talep edilebilecektir.

 

Bütün bunların yanında sadakat yükümlülüğünün ihlalinin TMK'nın mal rejimiyle ilgili 236. ve 252. maddelerinde düzenlenen pay oranının azaltılması veya kaldırılması, yükümlülüğü ihlal eden eşin TMK'nın 510. maddesinin 2. fıkrası gereğince ölüme bağlı bir tasarrufla mirasçılıktan çıkarılabilmesi, yükümlülüğü ihlal eden eş hakkında TMK'nun 195 vd. maddelerinde düzenlenen evlilik birliğinin korunmasına ilişkin hükümler gereğince hâkim müdahalesinin talep edilebilmesi gibi sonuçları da bulunmaktadır.

 

SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN İHLALİ DURUMUNDA NELER YAPILABİLİR?

Eşlerden birinin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışının aynı zamanda 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında şiddet veya ev içi şiddet olarak değerlendirilebilmesi mümkündür. Sadakat yükümlülüğünün ihlali niteliğindeki davranışın yasal düzenleme uyarınca cinsel veya psikolojik şiddet tanımları içinde yer alması muhtemel olduğundan, bu davranışların muhatabı olan kişi de şiddet mağduru sıfatıyla 6284 sayılı Kanun'da düzenlenen korumadan yararlanabilir ( Badur/Turan Başara, s. 109 vd. ).

 

ZİNANIN İSPATI

 

Sadakat yükümlülüğünün ihlalinin zina teşkil eden bir şekilde gerçekleşmiş olması özel ve mutlak bir boşanma sebebi olup, aldatılan eş, TMK'nın 161. maddesi uyarınca boşanma davası açabilecektir. Ancak anılan maddeye göre bu nedenle boşanma davası açma hakkı eşin zinayı öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Ayrıca aldatılan eşin zinayı affetmesi durumunda bu nedenle boşanma davası açma hakkı ortadan kalkmaktadır. Bunun yanı sıra sadakat yükümlülüğünün ıhlah durumunda diğer eşin evlilik birliğinin temelden sarsıldığını belirterek ve TMK'nın 166. maddesine dayanarak boşanma davası açabilmesi mümkündür.

“Zina olayının mevcut sayılabilmesi için en önemli koşulu, "cinsel ilişkinin" varlığının kesin veya güçlü karineyle kanıtlanmış olmasıdır. Davalı-karşı davacı kadının bir başka erkekle cinsel ilişkiye girdiği kesin veya güçlü karineyle kanıtlanmış değildir. Davalı-karşı davalı kadının bir başka erkekle telefonda konuştuğu ancak konuşma içeriğinden, evlilik sırasında, bir başka erkekle cinsel birleşmenin gerçekleştiği anlaşılamamaktadır. Bu nedenle davalı-karşı davacı kadının bu davranışları zina değil, "güven sarsıcı davranış" niteliğinde olup; Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi gereğince boşanmayı gerektiren kusurlu davranıştır.” (2. HD. 16.05.2018 T. E: 2016/17968, K: 6344)

Cinsel ilişkinin varlığına kesin kanaat getirecek delillerin varlığı aranmaktadır.

“Kadının, yalnızken geceleyin bir başka erkeği ortak konuta alması, zinanın varlığına delalet edeceğinden, yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davalı-davacı kadının, 05.12.2010 günü ortak konuta bir erkeği aldığı, aynı gece saat 22.00'de evde bu kişiyle birlikte yakalandığı, bu nedenle tarafların zina sebebiyle boşanmalarına karar verilmesi gerekeceği”. (2. HD. 02.11.2015 T. E:21517, K:20095 )

 

ALDATILAN EŞ AYNI MEDENİ KANUN 161. MADDENİN 2. FIKRASI GEREĞİNCE BU DURUMUN ÖĞRENMESİ DURUMUNDA 6 AY İÇİNDE, EĞER ÖĞRENEMEMİŞ İSE HER HALDE ZİNA TARİHİ ÜZERİNDEN 5 YIL GEÇMEKLE DAVA HAKKINI KAYBEDER.

Zina ya dayanan kusur iddiaları ile boşanma davası belirli sürelere bağlanmıştır. Bu sürelerin aşılması durumunda dava açma hakkı düşer.

Ancak;  zina eğer devamlılık arz eder şekilde ise son olay tarihinden itibaren bu sürelerin hesaplanması gerekmektedir.

Zina (TMK m.161) hukuksal sebebine dayanan boşanma davalarında yasada öngörülen altı aylık hak düşürücü süre, süre gelen eylemlerde, son eylemin bittiği tarihten itibaren başlar. Davalının bir başka kadınla birlikte yaşamasının devamlılık arz ettiği ve bu birliktelikten çocuklarının olduğu, tanık beyanları ve davalının sosyal-ekonomik durumunun tespiti için kolluk tarafından düzenlenen araştırma tutanağı içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu durumda, zina için öngörülen altı aylık sürenin son eylem tarihinden başlayacağı düşünülmeden, olayın tek eylem gibi değerlendirilip, zina (TMK m.161) hukuki sebebine dayanan boşanma davasının kabulü koşulları oluşmuş olmasına rağmen davanın hak düşürücü süreden reddedilmesi doğru bulunmamış ve bozmayı gerektirmiştir. (2. HD. 29.05.2018 T. E: 2016/19306, K: 6946)

Davalı-davacı kadın, kocanın başka kadınla yaşadığı iddiası ile zina sebebine dayalı boşanma davası açmış, (TMK.md.161) mahkemece, davanın 6 aylık hak düşürücü sürede açılmadığı gerekçe gösterilerek istek reddedilmiştir. Mahkemece, davalı-davacı kadının en geç 01.03.2011 tarihli karşı dava dilekçesi tarihi itibariyle zina olgusunun öğrenilmiş olduğu, buna göre de, 30.01.2012 tarihli zina sebebine dayalı birleşen boşanma davasının 6 aylık hak düşürücü sürede açılmadığı kabul edilmiş olmasına rağmen; davalı-davacı kadının tanıkları kocanın başka kadınla yaşamaya devam ettiğini beyan ettikleri gibi, davalı-davacı (kadın), kocanın birlikte yaşadığı H. adlı kadından 10.07.2012 tarihinde S. D. isimli bir çocuğun doğduğuna ve kocanın tanıması nedeniyle 17.04.2013 tarihinde nüfusa tescil edildiğine dair nüfus kayıtlarını sunmuştur. Davalı-davacı (kadın)'ın tanıklarının beyanı ve kocanın evlilik dışı doğan çocuğun doğum tarihi nazara alındığında, kocanın zina eylemini sürdürdüğü, çocuğun doğum tarihine göre H. isimli kadınla yaşadığı, kadının zina sebebine dayalı boşanma davasının süresinde olduğu, bu nedenle bu davanın da kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle reddine hükmedilmesi doğru olmamıştır.( 2. HD. 15.12.2014 T. E: 26168, K: 25672)

 

EĞER ZİNA AFFEDİLMİŞ İSE SONRASINDA DAVA AÇMA HAKKI ORTADAN KALKAR.

Medeni kanunun 161. Maddesinin 3 fırkası af sonrasında zina ile dava açma hakkının ortadan kalkacağının belirtmektedir.

 

AF NİTELİĞİNDEKİ FİİL VEYA SÖYLEM İLE ZİNANIN AFFEDİLDİĞİ ANLAŞILMALIDIR.

 Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, davalı-davacı kadının değişik erkekleri eve aldığı ve Mehmet isimli şahıslada uzun süredir ilişki yaşadığı ve böylelikle davalı-davacı kadının zina eyleminin gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, davacı-davalı kocanın eşiyle barışmak ve onu eve getirmek için gittiği, kocanın bu eyleminin af niteliğinde bulunduğu belirtilerek kocanın davasının reddine karar verilmiş ise de; kocanın eşini almak için gitmesinin af niteliğinde bulunmadığı ve eşiyle görüşmek için gittiği, davalı-davacı kadının gelmek istememesi ve eşine küfür etmesi üzerine, kocanında eşini bıçakladığı gerçekleşmiştir. Gelişen olaylar kocanın eşini affetiği ve olayları hoşgörü ile karşıladığını göstermez. O halde, davacı-davalı kocanın boşanma davasının da kabulüne karar vermek gerekirken, kocanın davranışlarının af niteliğinde kabul edilerek yazılı şekilde ret kararı verilmesi doğru olmamıştır.( YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2012/26115 K. 2013/11574 T. 25.4.2013)

AF BEYANI SONRASINDA GERÇEKLEŞECEK ZİNA EYLEMİNE DAVA HAKKINI ORTADAN KALDIRMAZ

Mahkemece, kadın tarafından açılan “zina (TMK.md.161) sebebine dayanan boşanma davası, “ davalının zina yaptığı sabit ise de, davacının eşini affettiği, aftan sonra zinanın devam ettiğinin ispatlanamadığı” gerekçesiyle reddedilmiştir. Davalının bir başka kadınla ilişkisinin olduğu, bu kadından 24.07.2010 tarihinde bir çocuğunun bulunduğu, çocuğun annesi tarafından davalı aleyhine 28.02.2011 tarihinde babalık davası açıldığı, davalının babalığına hükmedildiği, kararın 23.10.2012 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı-davalı kadının eşinin bir başka kadınla ilişkisini öğrenmesinden sonra tarafların barıştıkları ve 2010 yılı Eylül ayında birlikte hacca gittikleri doğrudur. Eldeki boşanma davası 05.10.2011 tarihinde açılmıştır. Davalı aleyhine açılan babalık davasında 13.02.2012 tarihli oturumda dinlenen tanık beyanından ve dosyaya sunulan mesaj dökümlerinden davalının aynı kadınla ilişkisinin tarafların barışmalarından sonra da devam ettiği anlaşılmaktadır. Af, öncesindeki zina eylemine dayalı olarak dava hakkını ortadan kaldırır (TMK.md.161/son) ise de, sonrasındaki zina eylemine dayalı dava hakkı üzerinde etkili değildir. Davacının affından sonra da davalının aynı kadınla ilişkisinin devam ettiği gerçekleştiğine göre, kadının boşanma davasının kabulü ile tarafların zina (TMK.md.161) sebebiyle boşanmalarına karar verilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile isteğin reddi doğru bulunmamıştır. (YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2014/14998 K. 2014/15758 T. 7.7.2014)

 

BOŞANMA DAVASINDA ZİNANIN VARLIĞI HALİNDE TARAF AĞIR KUSURLU KABUL EDİLİR.

 

“Davacı kadın, öncelikle zina (TMK m.161), mümkün olmadığı takdirde evlilik birliğinin sarsılması (TMK m.166/1) hukuksal sebeplerine dayalı olarak boşanma talebinde bulunmuş mahkemece kadının zina (TMK m.161) hukuksal sebebine dayalı boşanma talebinin reddine, Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesi uyarınca ise davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.

Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere; davalı erkeğin sadakatsizlik eyleminin sabit olduğu anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanunun 161. madde koşulları oluşmuştur. Bu durumda davacı kadının zinaya dayalı boşanma davasını ispatladığının kabulü gerekir. O halde zina hukuksal sebebi uyarınca kadının boşanma davasının kabul edilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. (2. HD. 27.06.2018 T. E: 2016/20829, K: 8244)

Davacı-davalı kadın, davalı-davacı erkek aleyhine evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1-2) hukuki sebebine dayalı boşanma davası açmış, davalı-davacı erkekte zina (TMK m. 161) hukuki sebebine dayalı olarak karşı boşanma davası açmıştır. Mahkemece, davacı-karşı davalı kadının davasının kabulüne, davalı-karşı davacı erkeğin davasının ise reddine karar verilmiştir. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davalı-karşı davacı erkek zina hukuki sebebine dayalı davasını ispatlayamamış olsa da, tüm dosya kapsamından davacı-karşı davalı kadının güven sarsıcı davranışta bulunduğu da anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı-karşı davalı kadının kabul edilen davası yönünden mahkemece erkeğe yüklenen kusurlu davranışlar dikkate alındığında davalı-karşı davacı erkeğin davacı-karşı davalı kadına oranla "daha fazla" kusurlu olduğunun kabulü gerekirken, davalı-karşı davacı erkeğin tam kusurlu bulunması usul ve yasaya aykırı ise de verilen karar sonuç itibariyle doğru olduğundan davacı-karşı davalı kadının kabul edilen boşanma davasının gerekçesinin değiştirilmesi suretiyle onanması gerekmiştir. (T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2017/4179 K. 2018/14280 T. 11.12.2018)