BİZDEN HABERLER

Anasayfa / Bizden Haberler / BOŞANMA DAVALARINDA NELER DELİL OLARAK KULLANILABİLİR?
BOŞANMA DAVALARINDA NELER DELİL OLARAK KULLANILABİLİR?
BOŞANMA DAVALARINDA NELER DELİL OLARAK KULLANILABİLİR?

BOŞANMA DAVALARINDA NELER DELİL OLARAK KULLANILABİLİR?

 

Boşanma davalarında taraflar birbirine karşı kusurlu iddiasında bulunmaktadırlar. Davacı taraf iddialarının ispat ile mükelleftir. Boşanma davalarının konusu özel hayatın en önemli parçası olan aile hayatı olması sebebi ile özel hayatın ihlali çizgisinin korunamadığı yargılama süreçleri yaşanmaktadır.

Özel hayatın merkezindeki cinsel hayat kapsamındaki iddiaların, kişilik haklarının mahremiyetini koruyarak; açık ve ağır bir şekilde ihlal etmeyecek şekilde ispatlanması gerekmektedir.

Peki; Zina iddiasında bulunan bir eş bu iddiasını nasıl ispatlayabilecektir?

Öncelikle şunu belirtmek istiyoruz. Her ne şart altında olursa olsun anayasal koruma altındaki haklar, anayasadaki istisnalar dışında ihlal edilemez.

Ancak her somut olayın kendisine has değerlendirilmesi gerektiği ve kendi içerisinde çözülmesi gerektirdiği özellikleri olduğunu belirtmeliyiz.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 189/2’ye göre, hukuka aykırı olarak elde edilen deliller mahkeme tarafından bir olgunun ispatında dikkate alınamayacaktır. Pekcanıtez’e göre, genel anlamda kişilik hakkının ihlali sonucu elde edilen deliller, gizli olarak doğrudan yapılan ya da telefon görüşmesinin banda kaydedilmesi suretiyle edinilen deliller, güvene dayalı bir konuşmanın diğer tarafın haberi olmaksızın dinlenilmesi suretiyle edinilen deliller, bir tanığın evli bir çifti evlerinden gizlice gözetlemesi ve buna dayalı olarak boşanma sebebi hakkındaki açıklamaları, gizlice video kaydı altına almayla edinilen deliller, mektup ve posta yoluyla iletişimin gizliliğinin ihlali sonucu edinilen deliller, gizlice edinilen deliller ve ceza yargılaması usulüne aykırı bir şekilde edinilmiş deliller kural olarak hukuka aykırı deliller olarak kabul edilmektedir (Medeni Usul Hukuku, s. 599 vd).

Fakat örneğin, bir taşınmazda bulunan güvenlik kamerası kayıtlarının o taşınmazda oturan kişi yararına kullanılmasında hukuka aykırılık yoktur veya telefon görüşmesi sırasında karşı tarafın izninin bulunması halinde bu delil hukuka aykırı delil olarak kabul edilmez (a.g.e., s. 600-601).

Bazı soru başlıkları altında genel olarak yaşanan hukuki sorunlara cevap vermek daha anlaşılır olacaktır.

 

KANUNSUZ BİR ŞEKİLDE DELİL ELDE ETMEK NEDİR?

Bu soruda özellikle cep telefonu veya bilgisayar gibi dijital cihazlar veyahut sosyal medya hesaplarından elde edilen deliller ile ilgili hukukilik problemi ortaya çıkmaktadır.

Ceza muhakemesi kanunu dijital verilerin nasıl elde edilmesi gerektiğini ve telefon görüşmesi gibi iletişim bilgilerinin nasıl elde edilmesi gerektiğini incelemektedir. Bir eşin diğer eşin telefonunu şifresini kırarak veya içindeki bilgileri silmesine rağmen onun bilgisi ve rızası dışında dijital geri getirme şeklinde inceleme yaptırmak suretiyle elde etmesi hukuki değildir.

Şöyle ki mahkeme kararı olmadan uzman bilirkişilerce yapılmamış bir inceleme sonrasında elde edilen deliller sağlıklı olamaz. Üzerinde oynanması veya değiştirilmiş olması muhtemeldir. Özellikle boşanma davalarında tarafların birbirine zarar verme niyetiyle hareket etmeye başladığı görülmektedir. Sahte delil üretme tehlikesi bu sebeple muhtemeldir.

 

EŞLERDEN BİRİSİNİN DİĞERİNİN RIZASI OLMADAN SESİNİ KAYDETMESİ HUKUKİ MİDİR?

Telefon incelemesi yaptırmak veya casus yazılım ile telefon görüşmelerini kaydetmek suçtur. Böyle bir durumda delillerin yargılamada esas alınmaması talep edilerek; ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunarak soruşturma açılması talep edilebilir.

CMK m.135’e uyulmadan kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlal edilmesi, haberleşme içeriklerinin kaydedilmesi veya hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, Türk Ceza Kanunu’nun “Haberleşmenin gizliliğini ihlal” başlıklı 132. maddesi uyarınca suçtur. Görüleceği üzere kanun koyucu, çoğulcu ve çok sesli bir toplumun en önemli unsurlarından olması sebebiyle haberleşme hürriyetinin ihlalini ayrıca suç olarak düzenlemiştir. Kaldı ki, bilişim sistemine girme TCK m.243’de ve sisteme veri yerleştirme veya sistemde bulunan verileri başka yere gönderme de TCK m.244’de suç olarak tanımlanmıştır. Akıllı telefon bilişim sistemi olarak kabul edilecek olursa, bu sisteme ne şekilde girileceği, arama, kopyalama veya elkoyma yapılacağı CMK m.134’de tanımlanmıştır. (Ersan ŞEN- Casus Programla Dinleme - )

 

EŞİNİN GÜNLÜĞÜ BOŞANMA DAVASINDA KULLANILMASI HUKUKİ MİDİR?

Hukuk Genel Kurulu’nun 25.9.2002 tarih ve E. 2002/2-617 K. 2002/648 sayılı kararında eşlerden birinin tuttuğu günlüğün diğer eş tarafından delil olarak ileri sürülebileceği kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu kararında, şu değerlendirmelere yer verilmiştir: “Hukuka aykırı yollardan elde edilmemiş deliller ise yasak bir delil olarak değerlendirilemez.

Boşanma davası zaten kişilerin özel yaşamını ilgilendiren bir davadır. Koca eşi ile birlikte yaşadıkları mekanda ele geçirdiği eşine ait fotoğrafları, not defterini veya mektupları mahkemeye delil olarak verirse, bu deliller hukuka aykırı yollardan elde edilmediğinden mahkemede delil olarak değerlendirilir. Aynı evde yaşayan kadın, kocanın bu delilleri ele geçirilebileceğini bilebilecek durumdadır. Kocanın yatak odasındaki bir dolabın içinde yada yatağın altında kadın tarafından saklanan bir not defterini ele geçirmesi, bu mekanın eşlerin müşterek yaşamlarını sürdürdüklerini bir yer olduğundan kadın gizli mekan kabul edilemez. Hiç kimse evindeki bir mekanda bulduğu bir delili hukuka aykırı yollardan ele geçirmiş sayılamaz. Diğer taraftan özel hayatın gizli alanları, özel hayatın gizli alanını ilgilendiren delillerle ispat edilebilir. Nasıl ki, kadın başka bir erkekle müşterek hanedeki yatak odasında sevişirken koca tarafından kapı kırılarak içeri girilmesinde hukuka aykırılıktan söz edilemezse, ortak yaşanan evde bulunduran not defterinin elde edilmesi de hukuka aykırı olarak değerlendirilemez. Eşlerin evliliğin devamı süresince birbirlerine sadık kalmaları yasal bir zorunluluktur. Kadının bu konulardaki özel yaşamı, evlilik ile bir araya geldiği hayat arkadaşı kocayı da en az kadın kadar ilgilendirmektedir. Bu nedenle de davalıya ait hatıra defterinin delil olarak değerlendirilmesinde kuşkuya düşmemek gerekir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 20.10.2008 tarih ve E. 2007/17220 K. 2008/13614 sayılı kararında ise; “Sunulan delil, eşlerin birlikte yaşadıkları konutta, davalının bilgisi dışında koca tarafından hazırlanan bir sistemle elde edilmiştir. Yapılan bilirkişi incelemesi sonucu, ( CD )'deki ses kayıtlarının, orjinal olduğu, üzerinde ekleme, çıkarma, kesinti ve kopyalama bulunmadığı tesbit edilmiştir. Davalı-davacı, kayıt altına alınan konuşmaların kendisine ait olmadığına ilişkin bir iddia ileri sürmemekte, bu delilin özel hayatının gizliliği ihlal edilerek elde edildiğini belirterek karşı çıkmaktadır. (...), evlilik birliğinde eşlerin, evliliğin devamı süresince birbirlerine sadık kalmaları da yasal bir zorunluluktur. ( TMK.m.185/3 ) Eşlerden birinin, bu alana ilişkin özel yaşamı, evlilikle biraraya geldiği ve birlikte yaşadığı hayat arkadaşı olan diğer eşi de en az kendisininki kadar yakından ilgilendirir. O nedenle, evlilikte, evlilik birliğine ilişkin yasal yükümlülükler alanı, eşlerin her birinin özel yaşam alanı olmayıp, aile yaşamı alanıdır. Bu alanla ilgili de eşlerin tek tek özel yaşamlarının değil bütün olarak aile yaşamının gizliliği ve dokunulmazlığı önem ve öncelik taşır. Bu bakımdan evliliğin yasal yükümlülükler alanı , diğer eş için dokunulmaz değildir. Bu nedenle, eşinin sadakatinden kuşkulanan davacı-davalının, birlikte yaşadıkları her ikisinin de ortak mekanı olan konutta, eşinin bilgisi dışında ses kayıt cihazı yerleştirerek , eşinin aleni olmayan konuşmalarını kaydetmesinde bu suretle sadakat yükümlülüğü ile bağdaşmayan davranışlarını tesbit etmesinde özel hayatın gizliliğinin ihlalinden söz edilemez ve hukuka aykırılık bulunduğu kabul olunamaz

Yargıtay’ ın bu konudaki kararlarında vurguladığı ana husus; delilin çiftlerin ortak yaşadıkları ikametlerinde ortaya çıkıp çıkmadığıdır. Taraflardan birisi diğer ile ilgili bir bilgi veya belgeyi evde bulması durumunda bu delili boşanma davasında kullanabilecektir.

Yargıtay tarafından; özel bir plan çerçevesinde oluşturulmuş bir delil “yaratılmış bir delil” olarak nitelendirilmektedir. Bir eşin diğer eşine yönelik tuzak kurarak oluşturduğu delilin hukuki olmadığına karar verilmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 26.11.2014 tarih ve E. 2013/4-1183 K. 2014/960 sayılı bir kararında, “...uyuşmazlık; davalılardan B...'in davacı ile aralarındaki iş bu davadan önce görülmekte olan hukuk davasında delil elde etmek üzere, diğer davalıları hasta gibi davacı doktorun muayehanesine yönlendirerek, muayene sırasında aralarında yaptıkları görüşmeleri gizlice kaydettirip dosyaya sunması karşısında yapılan bu eylemin hukuka aykırı olup olmadığı, diğer bir deyişle davacının kişilik haklarına saldırı oluşturup oluşturmadığı noktasında toplanmaktadır.

Yukarıda ifade edildiği üzere, bir delilin usulsüz olarak elde edilmesi ayrı, usulsüz olarak yaratılması ayrı bir olaydır. Usulsüz olarak elde edilen bir delil somut olayın özelliğine göre değerlendirilebilirse de; usulsüz olarak yaratılan bir delilin hiçbir şekilde delil olarak kabulü olanaklı değildir. (...)dava konusu olayda ani gelişen bir durum söz konusu olmadığı gibi, aksine davacı ile davalılardan B. arasında uzun süredir devam etmekte olan uyuşmazlıklar ve davalar bulunduğu dosya kapsamı ile sabittir. Bunun dışında bir daha kanıt elde edememe durumu da yoktur. Çünkü davacının muayenehanesine giden davalıların tanık olarak gösterilmeleri ve dinlenmelerine engel bir durum bulunmamaktadır. Bu nedenle davalıların eylemlerinin davacının kişilik haklarına haksız bir saldırı oluşturduğu kabul edilmelidir

 

HUKUK BÜROMUZ BOŞANMA DAVALARINDA MÜVEKKİLLERİNİN HAKLARINI VE MAHREMİYETLERİNİ EN ÜST SEVİYEDE TUTARAK HUKUKİ SÜRECİ EN İYİ ŞEKİLDE YÜRÜTMEKTEDİR.

BU KONUDA SORULARINIZ İÇİN BİZİMLE İRTİBATA GEÇEBİLİRSİNİZ