YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN ANONİM ŞİRKETİN KAMU BORÇLARINDAN ŞAHSİ SORUMLULUKLARI
TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN AMME ALACAKLARININ TAHSİLİNDE ARALANMASI VE YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN ANONİM ŞİRKETİN KAMU BORÇLARINDAN ŞAHSİ SORUMLULUKLARI
-
YÖNETİM KURULU ÜYELİĞİ İLE İLGİLİ TÜRK TİCARET KANUNU HÜKÜMLERİ AÇISINDAN;
01.07.2012 TARİHİNDE YÜRÜRLÜĞE GİREN 6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNUNDA ANONİM ŞİRKET YÖNETİM KURULUNUN TEMSİL YETKİSİ
MADDE 365 - (1) Anonim şirket, yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur.
MADDE 367 - (1) Yönetim kurulu esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabilir. Bu iç yönerge şirketin yönetimini düzenler; bunun için gerekli olan görevleri, tanımlar, yerlerini gösterir, özellikle kimin kime bağlı ve bilgi sunmakla yükümlü olduğunu belirler. Yönetim kurulu, istem üzerine pay sahiplerini ve korunmaya değer menfaatlerini ikna edici bir biçimde ortaya koyan alacaklıları, bu iç yönerge hakkında, yazılı olarak bilgilendirir. (2) Yönetim, devredilmediği takdirde, yönetim kurulunun tüm üyelerine aittir.
-
AMME ALACAKLARININ TAHSİLİ HAKKINDAKİ KANUN
Mükerrer Madde 35 - (EKLENMİŞ MADDE RGT: 02.06.1995 RG NO: 22301 KANUN NO: 4108/11)
Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.
Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye deki mümessilleri hakkında da uygulanır.
Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz.
Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler.
-
VERGİ USUL KANUNU 10.MADDE KANUNİ TEMSİLCİLERİN ÖDEVİ
Madde 10 – Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmıyan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir
Anonim şirket tüzel kişiliğin özel kişilere olan borçlarından sadece tüzel kişilik malvarlığı ile sorumluluğu söz konusu olsa da; yukarıda metinlerine yer verdiğimiz kanun maddelerinde kamu borçlarının tahsilinde tüzel kişilik perdesinin bir aşamadan sonra aralandığı anlaşılmaktadır.
Anayasa mahkemesinin benzer bir uyuşmazlık sonrasında yapılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine dair başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.
Sosyal Güvenlik Kurumu il müdürlüğü başvurucuya hissedarı ve Yönetim Kurulu üyesi olduğu şirketin sosyal güvenlik prim ve gecikme zammı borçları için ödeme emri göndermiştir. İş Mahkemesine müracaat eden başvurucu ödeme emrinin iptalini talep etmiştir. Konu hakkında bilirkişi raporu hazırlatan Mahkeme, bu raporu hükme esas alarak davanın reddine karar vermiştir. Temyiz edilen karar Yargıtay tarafından onanmıştır.
İddialar
Başvurucu, temsil yetkisi olmamasına rağmen yönetim kurulu üyesi olduğu şirketin kamuya olan borçlarından dolayı sorumlu tutulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Mahkemenin Değerlendirmesi
Başvurucunun borçlu Şirketin sosyal güvenlik prim ve gecikme zammı borçlarından sorumlu tutulmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur. Mülkiyet hakkına müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir.
Gerek mülga kanun (506 sayılı Kanun) gerekse 1/7/2008 tarihinde yürürlüğe giren kanun (5510 sayılı Kanun) primlerin zamanında ve düzenli olarak tahsilini sağlamaya yöneliktir. SGK'nın sosyal sigorta yardımlarını sağlaması da, en önemli gelir kaynağı olan sigorta primlerinin zamanında ve eksiksiz olarak ödenmesine bağlıdır.
Bu kapsamda prim alacaklarının etkin bir şekilde eksiksiz ve zamanında tahsilinin güvence altına alınabilmesi için tüm yönetim kurulu üyelerinin - imza ve ilzam yetkisi olmasa dahi- sorumlu tutulmalarının somut olaydaki uygulanma biçimiyle elverişli ve gerekli olduğu açıktır. Bu kuralla primlerin tahsilinin güvence altına alınması ve primlerin zamanında ödenmesinin özendirilmesi amaçlanmıştır.
Kamu alacağının doğrudan başvurucudan tahsil edilmesinin takip edilen kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli ve gerekli olduğuna kuşku yoktur. Bunun yanında İş Mahkemesinde itiraz davası açan ve ardından temyize başvuran başvurucu bu süreçte tüm iddia ve savunmalarını etkin bir biçimde ortaya koyabilme imkânı bulmuştur.
Ayrıca başvurucu ödediği takibe konu miktarı payları nispetinde diğer Şirket hissedarlarına rücu edebilecektir. Başvurucunun kendi payına tekabül eden kısım için yaptığı ödeme için de Şirket tüzel kişiliğine rücu edebilme imkânı mevcuttur.
Sonuç olarak Şirkete ait sosyal sigorta prim borçları ile gecikme zamlarının ödenmemiş olması nedeniyle doğan kamu alacağından sorumlu tutulmasının başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemediği değerlendirilmiştir. Bu suretle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı ile mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi başvurucu aleyhine bozmadığı kanaatine varılmıştır.
Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.
Kamu idaresi tüzel kişilik perdesini aralayarak yönetim kurulu üyelerine gitmesi için belirli süreci takip etmesi gerekmektedir. Bu uyuşmazlıklar ile karşılaşıldığında hızlı bir şekilde dava yoluna başvurmak gerekmektedir. Mutlaka hukuki danışmanlık hizmeti alınması gereklidir.